13 Aralık 2017 Çarşamba

Nazlı Akın'la Yeni Yıl Bereket Meditasyonu

Uzun zamandır "bolluğun" ne olduğuna kafa yoruyorum. Vardığım nokta, sağlıkla nefes aldığımız her anın "büyük bereket" olduğu... İstanbul'da, şehrin gürültüsü, betonlaşma, para kazanma kaygısı ile birlikte, bolluk algımızı "satın alabilme gücüne" indirdik. Hastalıktan uzak, stressiz, doğanın içinde bir hayatın gerçek bolluk olduğunu unuttuk. Yeniden birlikte hatırlamak için gözlerimizi kapayalım ve bilgeliğin gücüne teslim olalım. 

23 Aralıkta yeni yıl meditasyonunun ardından, fibromiyalji ve glutensiz beslenme ile ilgili kendi deneyimlerimi sizlerle paylaşacağım. Yeni yıl soframız glutensiz, unsuz, sağlıklı bir sofra olacak. Aynı gün isteyenler "andulasyon terapi" yatağımı deneyebilecekler. 

Katılım sayısı 6 kişi ile sınırlı. (Evimin kapasitesi nedeniyle.) O gün isteyenler kitabım Vecd'i alabilir ya da imzalatabilir.

NAZLI AKIN KİMDİR?

5 Haziran 1975 İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi'nde Reklamcılık, Müjdat Gezen Sanat Merkezinde Tiyatro eğitimi aldıktan sonra, bir süre tiyatro oyunculuğu ve televizyon oyunculuğu yaptım. On yıldır dublaj yaparak çeşitli karakterlere sesimle hayat veriyorum.

Ruhsal yanım her zaman yaşamımın anlamı oldu. İnsanın kendi üzerinde çalışması, farkındalık ve arınma tüm insanlık adına bu devrenin en önemli ihtiyacı.

Spiritüel yaşam, her zaman varlığımın anlamı oldu. Kendimi bildim bileli rüyalarımda aldığım rehberliği, sezgilerimi, görünmeyen güçlerin varlığını araştırdım. Her zaman tüm insanlığın birbirine görünmeyen iplerle bağlı olduğuna inandım.

2002 yılından itibaren kendi kişisel gelişim yolculuğumda çeşitli eğitimlere, seminerlere ve enerji çalışmalarına katıldım. En orijinal halime doğru çıktığım bu yolculukta, ruhum hep yazıyla dile geldi. Yazarken kelimeler kalbime düşüyor ve oluşan büyüyü hissedebiliyorum. İlk kitabım Vecd, 2016 yılında Joy Kitap tarafından basıldı. İkinci kitabım "Evli ve Mutsuz" yolda.

2015 yılında Hindistan’daki Vivekenanda Yoga Üniversitesi’ne bağlı, İstanbul Yoga Merkezi Yoga Eğitmenliği Sertifika Programını bitirdim. Yoga felsefesi eğitimi hayatıma dokundu, bu sene de Kolektif Yoga'nın düzenlediği VİNYASA & YİN YOGA UZMANLIK PROGRAMINA katıldım.

-- Etkinlik ücreti 75. TL

13 Aralık 2016 Salı

Ruhunuzu en son ne zaman yıkadınız?

Bedenimizin bahşedilmiş bir hediye olduğunu sıklıkla unutuyoruz. Çektiğimiz ağrılar, yaşadığımız hastalıklar; kapanmamış defterlerin, kalp kırıklıklarının , içeri hapsedilmiş öfkenin, unutulmamış acıların ruhtan taşıp bedenden içeri girmesini sembolize ediyor. Yaşadığımız her an çok kıymetli. İşte bu nedenle sürekli yazıyorum:
"Kendimiz üzerinde çalışmaya bıkmadan usanmadan devam etmeliyiz."
Kendimiz üzerinde çalışmak ne demek?

Öncelikle kendimizi çok iyi tanımakla yükümlüyüz. Ruhumuza ve bedenimize iyi gelenlerin tespitiyle işe başlayabiliriz. Yediğimiz, içtiğimiz her şey bedenden ruha salınımlar yapar. Düşünceler elle tutulmaz ama kalbe yansır. Bedeni besleyen gıdalar kadar ruhu besleyen düşünceler de temiz olmalıdır. Zihin yoğunluğuyla başa çıkamadığımız zamanlar "bir yol haritası" seçmek çok kıymetlidir. Yoga, meditasyon, zikir, dua etmek, yürümek, doğada zaman geçirmek, kitap okumak benim aklıma ilk gelenler ve her zaman faydasını gördüklerim...
Başka bir konu "ilişkiler". Aile, akraba, çocuk ve eş ilişkileri ruhun sürekli deneyim sahasıdır. İlişkilerde esnek ve hoşgörülü olmayı çoğu kez beceremiyoruz. İnsan genellikle kendi ihtiyaçlarına öncelik vermek eğiliminde. Ego penceresinden baktığımızda canımızı sıkan meselelere kalbin penceresinden bakabildiğimizde sevginin katılıkları yumuşattığını fark ederiz. İlişkilerde "empati" kurabilmek sevmekten bile önemli olabilir. Kendimizi bir başkasının yerine koymayı da çoğu kez unutuyoruz.
Yeni bir yıl geliyor. Yenilenmek ve dönüşebilmek için ruhun temizliğini de önemsemeyi öneriyorum. Her zaman yazdığım gibi:
"Ruhunuzu en son ne zaman yıkadınız?"
Nazlı Akın
Nazlı Akın'ın yazdığı Vecd isimli kitabı incelemek için linke tıklayın.
Bir mum yak! Şifaya yer aç! Gül bahçesinden içeri gir!

11 Ekim 2016 Salı

VECD TANITIM VİDEOSU



Dünyadan gelip geçen bir ziyaretçiyiz. Yaşam denen bu yolculukta herkesin hikâyesi kendine özgü… Her hikâyenin bir iklimi var. Kimi sert bir kışla yaşar ömrünü, kimi güneşli bir baharla. Masalları güzelleştiren de bu farklılıklardır.

Adım Melek, şüphesiz bu satırları okurken siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız. Ben herkesin, birbirinin kayıp parçaları olduğuna inanırım. O nedenle her kalp, kendi kalbime açılan bir kapı gibidir. Dedem söylemişti; yazılanlar ve okuyucu aynı hikâyede buluşunca ortaya çıkan bir sihir varmış. Bu öyle güçlü bir sihirmiş ki meleklerin yaptığı ışıklı büyüye şeytanlar elini bile süremezmiş.

Bana benzeyenlerle bir hikâyede buluşacağıma inandım. Okuyacağınız satırları dedem ve meleklerim doğduğumdan beri biliyorlardı. Hatırlayabilmem için sürekli yardım ettiler. Kilitleri açmak için kalbime cesaret tohumları eken sevgili dedeme adıyorum okuyacağınız kitabı. Ve herkesin kalbine saklanmış o küçük çocuklara…

Daima elimi tutan o şefkatli çocuğa…

VECD Nazlı Akın'ın ilk kitabıdır.


http://www.kitapyurdu.com/kitap/vecd-amp-askindir-dondurup-getiren/396237.html




11 Temmuz 2016 Pazartesi

Ruh öpücüğü

Piyano sesi ruhumu gıdıklarken, yaşamın olağanüstü oluşunu ve insanların mutsuzluğunu düşünüyorum.
Zıtlıklar nasıl da uyum içinde yan yana… Boşuna direniyoruz; boşu boşuna…
Gizemlerin peşinden koşarken basit ve sade olanı ıskalıyoruz.
Her şeyden sıkılırken dinginliği ıskalıyoruz.
Hedefini bulamamış atışlarla doluyuz. Bir an durup bırakmıyoruz.
Dinlemiyoruz!
Duymuyoruz!
Bakmıyoruz!
Görmüyoruz!
Bir makine kadar yalnızız.
Acıyı hissetmiyoruz. Sevinci hissetmiyoruz.
Donup kalmışız hayatın bir yerinde.
Tanrı içeri girmek istiyor, almıyoruz…

17 Nisan 2016 Pazar

Ruhun doğası sessizliktir

Hayat bazen kendimize meydan okumaktır! Zaten değerli olan da budur, potansiyelimizi fark etmek ve ortaya çıkarmak.  İnsan ömrü çoğu kez ertelemeler, şikâyetler, yakınmalarla geçer.  Az sayıda insan cesaretle yeteneklerini geliştirir, tutkusunu arar, bulduğu anda dört elle sarılır.  Tembellikten paçayı sıyırmanın tek yolu onunla savaşmaktır. Atalet yerini “yaşama katılma isteğine” bıraktığında “barış” gelir. Hayatla barışmak hepimizi zengin bir iç dünyaya götürür.

Kalbin kapıları bir kere açıldı mı kolay kapanmaz. Ruhun bilgeliğine götüren yola o kapıdan giriş yaparız. Varlığımızın hatırlayan tarafıdır “bilge”.  Onunla temas etmenin çeşitli yolları vardır; sessiz zamanlar yaratmak, gözlerimizi kapatmak, doğada olmak, yazmak bunlardan birkaçıdır… Şehrin betonlaşması , ruhun betonlaşmasını beraberinde getirirken “sessiz, sakin anlar yaratmak” zorundayız. 

Ruhun doğası “sessizliktir”.

Dinginliğe giden yol, bedenin, nefesin ve zihnin sakinleşmesinden geçer.

Nazlı Akın 



11 Nisan 2016 Pazartesi

İlahi Bir Güç

Doğanın bize anlattığı çok şey var. Toprağın sessiz dilini işitebilmek için onunla bağ kurmalıyız. Kendimle geçirdiğim en hakiki anların bir ormanda ya da parkta olması beni sürekli doğaya çekiyor. Yeşilin içinde şehrin tüm karmaşası geride kalırken, ruhum nefes alıyor, zihnim çabasızca geri çekiliyor. Bu öyle kıymetli ki! Kendiliğinden oluşan "mutluluk" hali tam bir "şükür" farkındalığı yaratıyor.

Günlük hayatın koşturması içinde "teşekkür etmeyi" sıklıkla unutuyoruz. Sadece sağlıkla nefes almak bile şükran duymamız için yeterli. İnsan genellikle olumsuz düşünme ve şikayet etme eğiliminde. Kendimi bu durumda yakaladığım her an "yorumsuz kalmak" dışında doğaya koşuyorum. Yargılamak da sık düştüğümüz tuzaklardan biri.

Yaşam akarken tarafsız bir gözlemci gibi hareket edebilmek, geliştirmemiz gereken yeteneklerimizden en önemlisi... Hepimizin içinde keşfedilmeyi bekleyen bir "bilge" var. Onu ortaya çıkarmanın en kolay yolu "kadim bilgiyle" temas etmek.

Başımıza her ne gelirse gelsin sakin kalabilmek çok mu zor dersiniz? Bence bilginin ve sezginin getirdiği bilgelikle acılarımız "ilahi bir güce" dönüşüyor. Her sıkıntı O'NA giden yolda ilerlemeyi sağlıyor. Nefsin yanarak öze dönüştüğüne, çekilen hiçbir acının boşuna yaşanmadığına inanıyorum.

İyinin ve kötünün ötesinde bir anlayışı kucaklayabilmek niyetlerimle iyi bir gün diliyorum.

Nazlı Akın 


9 Nisan 2016 Cumartesi

Sevmeyi Öğrenmek

Sevmeyi öğrenmeden sorunları “sevgiyle” çözmemiz mümkün görünmüyor. Peki nasıl başarırız sevmeyi öğrenmeyi? Bence bu soruya verilecek en iyi cevap “araştırmaktan hiç vazgeçmemek”. Sevgiyi paylaşmanın sonsuz yolları var. Giderek yalnızlaştığımız, bağımlılıklarımıza gömüldüğümüz bir devre içinde yaşıyoruz. İnsan, insandan giderek uzaklaşıyor. Bağ kurmanın yollarını bulmak güzel bir çözüm. Eski komşuluk ilişkilerinde olduğu gibi samimi sohbetler başlatmalıyız. Bağ kurmanın en temel başlangıcı birbirimizi samimiyetle dinlemekten geçiyor.

Benim en sevdiğim bağ kurma yollarından biri de yolda tanımadığım insanlara gülümsemek… Kalpten kalbe saf bir aktarım. Merak etmeyin kimse deli olduğunuzu ya da mavi boncuk dağıttığınızı düşünmüyor. Zaten genelde güldüğünüz insanlar da size benziyorJ

Sevgiyi yaymanın en etkili yollarından biri de “hayvan sevgisi”. Bir köpeğim var bu nedenle sadece onlara dokunmanın bile sevgiyi hissetmenin en güçlü yollarından biri olduğunu biliyorum. Hayvanlarla iletişime geçmek ruhu hızlıca şifalandırır.

Bazen günü yakalayamazsınız; kısaca afyon patlamazJ Hemen doğaya çıkıp sönümlenen sevgi ateşini yakın! Ağaçların ve bitkilerin görünmeyen bir şifa kanalı olduğunu tüm kalbimle biliyorum. Ne zaman sıkışmış hissetsem bir ağaç “sevgiyi yeniden hissetmeye” vesile olur.


Bazen ruhunuz “ilahi aşk ateşinin” söndüğünü haykırır. İşte böyle zamanlarda manevi sohbetler ya da ruhu yükselten kitaplar o ateşi yeniden yakar. Birlik halini yeniden hatırlamak için nefsi susturmanın en iyi yolu kadim bilgiye sarılmaktır. Bilgi kanalıyla “bilge tarafımızla” iletişime geçeriz. İçimizdeki bilge tekrarlayan yaşam sorunlarımızın kaynağını bilir, çözümler sunar. İlahi lütufları, bahşedilmiş hediyeleri fark etmemizi sağlar. 

Kendimizle bağ kurabilmek en değerlisidir. 

Nazlı Akın 

5 Nisan 2016 Salı

Aşkın atlası

Hangi köşeyi dönsem, sana rastlıyorum!

Bütün yollar sana çıkıyor ve tüm köprülerin ayağını tutan güç sensin.

Gördüğüm bütün yüzler senin gibi gülümsüyor.

Gökyüzü, aşkının atlası…

Vadiler, genişliğinin tasviri.

Ormanlar nefesin!

Attığım her adımda beraber yürüdüğümüzü biliyorum.

İçimi kapladığını hissedebiliyorum!

Koşulsuz!

Sınırları tutan benim, hep söylediğin gibi!

Kapılarım sana bakarken, en yakın komşum olduğunu unutuyorum!

Yine de beni çok sevmeni istiyorum.

Saçlarım rüzgârda savrulurken ellerin geziniyor her bir telinde.

Aşkın kaplıyor ruhumu…

Bir nehir gibi sana akıyorum.

Nazlı Akın 


19 Mart 2016 Cumartesi

Şefkati yaymak

Mutlu olma çabasını bırakmak insanı çok rahatlatıyor. Hakiki mutluluk tanımlarının peşine düşmüş oluyoruz böylece. Nefsi mutlu etmek mi? Ruhu mutlu etmek mi? İşte bütün sorun bu...
Ruhun mutluluğu bütünsel bir yaklaşım sunar. Ruh doyunca beden de doyar; ekmeğin verdiği tokluğa benzemez ruhsal doyum, tam bir denge halidir. Dünyaya uyum sağlamanın, bağımlılıkları terk edebilmenin yolu bedeni ve ruhu eşzamanlı beslemekten geçiyor.
Diğer bir konu da "kendimizi bağışlamak"... Affedemediğimizi sandığımız kişiler "bizleriz" aslında. Kendimize şefkatle yaklaşabilirsek affedecek bir şey olmadığını anlayabiliriz.
Yaradan, dünya okulunda bizleri imtihanlarla sınar. Duygu ve düşünce farkındalığı önemli bir basamaktır. Daha yukarılarda sevgi ve şefkatin sarsılmaz gücü bekler. Hazır olduğumuzda ilahi güç varlığımızı kuşatır. Hazır olmak; çürümüş, bozuk duyguları bırakabilmek, dersin içindeki bilgiyi almak, hakiki ihtiyaçlarımızı fark etmek demektir. Yaradan'ın saf sevgisi kalplerimize gizlenmiştir ama oraya ulaşmak için de çaba sarfetmeliyiz. Şikayetleri şükre dönüştürebilmek için kendimiz üzerinde bıkmadan usanmadan çalışmalıyız. Varlığımızı anlama çabasını asla bırakmamalıyız.
Varlıktaki "öz" sevgi ve şefkatle parlar. Kalplerimizi açan her türlü eylem hizmetin bir parçasıdır. Gittiğimiz her yere sevgimizi götürmekle başlayalım işe... Sevgiyi ve şefkati yayalım, paylaşalım. İyi bir örnek olalım!
Huzurlu bir hafta sonu diliyorum...

9 Mart 2016 Çarşamba

Tanrı dili

Hayat sana daima verir. "Senden bir şeyler aldığı" bakış açısıdır.
Paranı alır gibi görünür; esas ihtiyacını, parayla satın alamayacaklarını gösterir.

Sağlığını alır gibi görünür; varlığının sevgi ve şefkat açlığını gösterir.

Sevgilini alır gibi görünür; tek başına var olma, kendine yetme ihtiyacını gösterir.

Hayat, ana diliyle konuşur. Tanrı dili anlatmaz, gösterir.

Nazlı Akın 


15 Şubat 2016 Pazartesi

Hiçbir şey yapmadan sadece durmak da hayatın bir parçası

Hiçbir şey yapmadan sadece durmak da hayatın bir parçası… 


Acıyı kabullenmek yerine iki kadeh içmek neden? Bunca uyuşma isteği neden?

Hiçbir şey yapmadan sadece durmak da hayatın bir parçası… Yaşamın getirdiklerini ve götürdüklerini, sevinci ve hüznü, doğumu ve ölümü kabul etmek… Direnmemek! Söylenmeden, şikâyet etmeden yapmak… Hissederek yaşamak…

Hiçbir şey yapmadan sadece durmak da hayatın bir parçası… Sağlıklıyken bunu idrak edebilmek çok değerli... Aldığımız her nefesi son nefes gibi içimize çekmek ve tekrar nefes aldığımız için şükretmek…

Biraz duralım artık. Yerken, içerken, konuşurken, çalışırken…


Hiçbir şey yapmadan sadece durmak da hayatın bir parçası…

Nazlı AKın